Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Evet, isyan

 Kalbimin çarpma sesini kulaklarımda duyduğum anda gözlerim açıldı.  Her şey yanmış, sevdiklerim kül olmuş, dünden bana kalan birkaç fotoğrafmış. Benimse tüm bunlardan haberim yokmuş, sevmek sevilmek üzerine düşünüp durmuşum, yerimde o kadar çok saymışım ki altımdaki toprak dört bir yana savrulmuş sonunda bir çukurun içinde kendimin farkına varmışım.  Bir gün gözlerimi yeniden açtığımda rüyaya ne zaman daldığımı hatırlamadığımı farkettim. Bu şüphe şu anın da bir rüya olup olmadığını düşünmeme yol açtı. Ancak sonra böyle şeylerin ancak bir yanılmasa hatta iyi niyetli bir zorlamayla bir hayal olduğunu kendime telkin ettim.  Bilinmek için çaba sarf edenler ile bilinmemek için nefes alırken bile zamanı kırka yaranlar arasında kaldığımda kendime "işte yine başlıyoruz!?" dedim. İnsanlarla bir müddet vakit geçirdikten sonra aslında -gerçekte- kim olduklarını açık ettikleri o ulu ana kadar sabırla bekledim. Herkes hakkında bir fikre kapıldım, kimi zaman fikirlerim üzerinden ...
En son yayınlar

Mahvolmuş Kralın Kılıcı

 Hayatının mahvolduğunu hisseden bir ben miyim yoksa alalade bir başkası; sıkıcı bir gecenin ortasında; dünyanın kuytu, is kokan ve müdavimleri olan bir köşesinde benimle aynı anda bunu kendisi için hissediyor mudur düşüncesi, o gecelerin bazılarında düşünce olmak çizgisini usulca aşıp obsesyonlar arasına dahil oluveriyor. Kendimi bu düşünce çemberinin içinde yalnız olduğuma inandırmak insanların kuru gürültülerine, çıkarcı isteklerine ve bir şeyler bekleyen bakışlarına şahit olduktan sonra bir hayli kolaylaşıyor. Etrafta yorgun yıllarım naraları eşliğinde çığırtkanlık yapanlar eksik olmasa da, gerçekten hayatının mahvolduğuna inanan insan bu gerçekten kaçabildiği kadar uzağa kaçmak ister. Bu gerçek öyle ağırdır ki, omuzlar onun altında bir kağıt parçasından daha fazla mukavemet gösteremezler. Tanıdığım bir adam ışığı sönmüş gözleriyle bana bakarken bu hissi kalbimin derinlerinde hissetmemi sağladı. Eğer dinlediğiniz hikayeden sonra sadece yutkunup, dudaklarınızı aralayacak bir kel...

İnsanlara bakınca deliriyorum

 Eskiden sigara içmek için balkona çıktığımda, olur da komşu görür ve beni anneme şikayet eder diye bir gözüm hep komşunun camında olurdu. O zamanlar sigara içmek çok daha keyifliydi. Bugün ise birisi balkonda sigara içtiğimi görse onu selamlar ve yapmacıktan halini hatrını sorarım. Hatta gülümserken ve ellerimi bile sallayabilirim. Muhtemelen insanların benim hakkımda ne düşündüğünü artık daha az umursuyorum. Onları en çok umursadığım zamanlarda da umursamaz göründüğümü bilmiyordum. Bunu yeni öğrendim. Dışarıdan bakan herkes soğuk biri olduğumu düşünüyor, en azından tanıştığım insanlar hep bunu söylüyor. Muhteşem, çünkü bu tam da olmak istediğim şey.  Kaybedecek bir şeyi olmamak her zaman imrenerek baktığım bir noktaydı. Kaybedecek şeyi olmayan insanlar aslında elinde hiçbir şey olmayan değil, elinde ne olduğunu kimsenin bilmediği insanlardır. Gizem ve gerilim filmlerine bayılıyorum. Ortada bir bilinmeyen varsa, insanların odağı orası olur. Her gün gördüğümüz, milyonlarca ı...

Kırmızı uçurtma

 Bahçeye çıktığımda kendimi bulamamıştım. Halbuki birkaç dakika önce gökyüzündeki kırmızı uçurtmayı izliyordum. Böyle bir şey nasıl olurdu? Herkese sordum. Beni gören yoktu. Çiçeklere ve böceklere sordum, yok. Herkes vardı bir ben yoktum. Güneşe ve aya sordum, yok. Gezdim dolaştım ancak ben yoktum. Beni bulamadım. Kendimi kaybetmiştim. Ama pes etmek yoktu. Aramaya devam edecektim. Beni gören yok muydu? Mahalle bakkalına koştum. Nefes nefese içeriye girdim. Heyecanla: "Beni gördün mü?" dedim. Bakkal cevap verdi: "Ben nereden bileyim, biraz önce bahçede kırmızı bir uçurtma izliyordun." Kırmızı bir uçurtma. Ona sağol deyip bakkaldan ayrıldım. Karşıdaki fırına doğru yürüdüm, fırın sımsıcaktı. Başında külahı, elinde uzunca küreğiyle fırıncıya beni sordum. Fırıncı soruyu anlamaya çalışırken alnının terini sildi. "Görmedim." dedi. Sorumu anlayıp anlamadığını merak etmiştim. "Kahveciye sor?" dedi, meraklı bir yüz ifadesiyle. Koşarak kahveye gittim. Oraya...

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Sessizlik

 Dünyada en çok mana ifade eden şey sessizliktir. Ansızın dünya varmış ya da hiçbir yerde hiçbir şey yokmuş, benim için bunun bir anlamı olamazmış gibi hissettim. Benim için hiçbir şeyin var olmadığını tüm açıklığıyla hissetmeye başladım. Dünyanın dönüşü, benim onu döndürdüğüm kadarıymış. Ben öyle dediğim için mi dünya dönüyordu yoksa dünya döndüğü için mi ben öyle diyordum? Başlangıçta dünya var gibi geliyordu bana, ama bir noktada -ki bu bir noktalar hiçbir zaman eksik olmaz- daha önce de bir şeyin olmadığını, ancak nedense bana öyle geldiğini anladım. O zaman kimseye -en başta kendime kızmamaya, hatta neredeyse onları farketmemeye başladım.  Fiillerimin faili ben isem eğer, yaptıklarımdan gurur, sevinç, hüzün ve utanç duyabilirdim. Hislerim tıpkı bir zımpara kağıdı gibi duygularımın uçlarını törpülüyor. Eğer bir zımpara kağıdı olsaydım, dokunduğum şeyden kopardığım her bir parça için, o şeye mahçup hisseder miydim şüphedeyim. Ne olduğum ile ne olmak istediğim önemli. Da...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...