Kalbimin çarpma sesini kulaklarımda duyduğum anda gözlerim açıldı. Her şey yanmış, sevdiklerim kül olmuş, dünden bana kalan birkaç fotoğrafmış. Benimse tüm bunlardan haberim yokmuş, sevmek sevilmek üzerine düşünüp durmuşum, yerimde o kadar çok saymışım ki altımdaki toprak dört bir yana savrulmuş sonunda bir çukurun içinde kendimin farkına varmışım. Bir gün gözlerimi yeniden açtığımda rüyaya ne zaman daldığımı hatırlamadığımı farkettim. Bu şüphe şu anın da bir rüya olup olmadığını düşünmeme yol açtı. Ancak sonra böyle şeylerin ancak bir yanılmasa hatta iyi niyetli bir zorlamayla bir hayal olduğunu kendime telkin ettim. Bilinmek için çaba sarf edenler ile bilinmemek için nefes alırken bile zamanı kırka yaranlar arasında kaldığımda kendime "işte yine başlıyoruz!?" dedim. İnsanlarla bir müddet vakit geçirdikten sonra aslında -gerçekte- kim olduklarını açık ettikleri o ulu ana kadar sabırla bekledim. Herkes hakkında bir fikre kapıldım, kimi zaman fikirlerim üzerinden ...
Hayatının mahvolduğunu hisseden bir ben miyim yoksa alalade bir başkası; sıkıcı bir gecenin ortasında; dünyanın kuytu, is kokan ve müdavimleri olan bir köşesinde benimle aynı anda bunu kendisi için hissediyor mudur düşüncesi, o gecelerin bazılarında düşünce olmak çizgisini usulca aşıp obsesyonlar arasına dahil oluveriyor. Kendimi bu düşünce çemberinin içinde yalnız olduğuma inandırmak insanların kuru gürültülerine, çıkarcı isteklerine ve bir şeyler bekleyen bakışlarına şahit olduktan sonra bir hayli kolaylaşıyor. Etrafta yorgun yıllarım naraları eşliğinde çığırtkanlık yapanlar eksik olmasa da, gerçekten hayatının mahvolduğuna inanan insan bu gerçekten kaçabildiği kadar uzağa kaçmak ister. Bu gerçek öyle ağırdır ki, omuzlar onun altında bir kağıt parçasından daha fazla mukavemet gösteremezler. Tanıdığım bir adam ışığı sönmüş gözleriyle bana bakarken bu hissi kalbimin derinlerinde hissetmemi sağladı. Eğer dinlediğiniz hikayeden sonra sadece yutkunup, dudaklarınızı aralayacak bir kel...