Ana içeriğe atla

Evet, isyan

 Kalbimin çarpma sesini kulaklarımda duyduğum anda gözlerim açıldı.
 Her şey yanmış, sevdiklerim kül olmuş, dünden bana kalan birkaç fotoğrafmış. Benimse tüm bunlardan haberim yokmuş, sevmek sevilmek üzerine düşünüp durmuşum, yerimde o kadar çok saymışım ki altımdaki toprak dört bir yana savrulmuş sonunda bir çukurun içinde kendimin farkına varmışım.

 Bir gün gözlerimi yeniden açtığımda rüyaya ne zaman daldığımı hatırlamadığımı farkettim. Bu şüphe şu anın da bir rüya olup olmadığını düşünmeme yol açtı. Ancak sonra böyle şeylerin ancak bir yanılmasa hatta iyi niyetli bir zorlamayla bir hayal olduğunu kendime telkin ettim.

 Bilinmek için çaba sarf edenler ile bilinmemek için nefes alırken bile zamanı kırka yaranlar arasında kaldığımda kendime "işte yine başlıyoruz!?" dedim. İnsanlarla bir müddet vakit geçirdikten sonra aslında -gerçekte- kim olduklarını açık ettikleri o ulu ana kadar sabırla bekledim. Herkes hakkında bir fikre kapıldım, kimi zaman fikirlerim üzerinden kendimle iddiaya tutuştum. Haklı çıkıp çıkmamak konusunda yeni bir iddiayı ise boşluğa savurdum. İnsanların maskesini düşürdüğü anlarındaki yüz ifadelerini keskince beynime kazıdım. Sandığımdan daha kötü, ihtimal verdiğimden biraz daha iyi birkaç insan da tanıdım. Söylediklerim onlar için bir şey ifade ediyor mu diye sınamak için onlara birbirini tutmayan çelişkili cümleler kurdum. Onlarsa her seferinde benim ne kadar doğru düşündüğümü bana ikrar etmekten geri durmadılar. İşte o zaman yine doğru yerde olduğumu kabul ettim.
 
 Hepimiz kendi çıkarlarımız için birbirimize selamlar verdik. Birbirimize zarar vermeyeceğimizin üzerine sessizce ahtleştikten sonra her şey çok daha zarif ve çok daha basit oldu. Ellerimizdeki kanı duvarlara çiçekler çizmekte kullanırken ustalaştık. Bir gün geldiğinde hepimizin duvarları çiçeklerle bezenmişti. Sinsilerin çiçekleri sadeyken kurnazlar en göz alıcı renkleri çiçeklerinde kullanmıştı. Kurnazların çiçeklerinin büyüsüne kendini kaptıranlar duvarlara yeterince yaklaştıklarında taş ve molozların altında kalarak hislerini kaybettiler. Tuzaklar kurup ellerinde çiçeklerle uçurum kenarında akıtacak yeni bir kan bekleyenlere el sallayıp onlara hoş dileklerde bulundum. Bunun anlamı; bana zarar vermezsen sana koşanlara engel olmam demekti. Bunu neden yaptığımı bilmiyorum ama yanlışa gidenleri uyarmayı bıraktım. Çünkü fark ettim ki aslında birilerinin doğrulara giden yollarına engel olmaktan başka bir şey yapmıyorum. Gözlerimi yeniden kapatıp açtım, doğru ile yanlışı düşündüm. Benim doğrularımın sizin yanlışlarınız demek olduğunu kendime yeniden hatırlattım. Uçurumlara koşan insanlara çiçeklerden bir kolye takıp iyi tatiller diledim. O kadar iyiydim, o kadar erdemliydim ki kötülüklere karşı gözlerimi kapabildim. Bir müddet çabaladıktan sonra boş yüz ifademin yerime gülümsemeyle desteklediğim bir çift kısık göz eklemeyi başardım. Böylece artık görünmez olmuştum.

 İnsanların dikkatlerini üzerime çekmeden onların arasında gezmeye başladım. Kimisi gerçekten beni farketmeden işine bakmaya devam etti. Bazen yanlarından geçtiklerim meşgul olduğu şeyi bırakıp duraksadı, farkedildiğimi düşünüp suratımdaki gülümsemeyi kontrol ettim. Sonra anladım ki bu sadece bir tesadüfmüş, esasan hiç fark edilmemişim, nefsi olarak farkıma varılmasını temenni etmişim. Kendime akıl vermemem konusunda yine kendimi uyardım. Gözlerimi başka bir boyutta tekrar açmak üzere aheste aheste kapadım. Bir daha hiç açamadım. Gözlerimi yeniden açacağım o ana geldiğimde yaşadığım bu araf anını hatırlamayacağımı bilmem kalbimi bir miktar zorladı.

 Yaşadığımızı zannettiğimiz hayatın gözlerimizi kapatıp açtığımız süre arasındaki araf olduğunu iyiden iyiye kanıksadım. Evrene göre zerre, bir kelebeğe göre ise asırlar sayılabilecek ömrü çok izafi buldum.  Zaman kavramı hakkında kafa yormak üzere kalemi elimden bırakacakken iyiyi, doğruyu, erdemleri tekrar gözden geçirdim. Doğru veya yanlış; zaman, mekan, insan yoktur. Doğru görmek istediklerimiz ile yanlışlarına göz yumduklarımız vardır sadece. 
 
 Ben sizlere bakıp gülmeyi seçtim.





















Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...