Eskiden sigara içmek için balkona çıktığımda, olur da komşu görür ve beni anneme şikayet eder diye bir gözüm hep komşunun camında olurdu. O zamanlar sigara içmek çok daha keyifliydi. Bugün ise birisi balkonda sigara içtiğimi görse onu selamlar ve yapmacıktan halini hatrını sorarım. Hatta gülümserken ve ellerimi bile sallayabilirim. Muhtemelen insanların benim hakkımda ne düşündüğünü artık daha az umursuyorum. Onları en çok umursadığım zamanlarda da umursamaz göründüğümü bilmiyordum. Bunu yeni öğrendim. Dışarıdan bakan herkes soğuk biri olduğumu düşünüyor, en azından tanıştığım insanlar hep bunu söylüyor. Muhteşem, çünkü bu tam da olmak istediğim şey.
Kaybedecek bir şeyi olmamak her zaman imrenerek baktığım bir noktaydı. Kaybedecek şeyi olmayan insanlar aslında elinde hiçbir şey olmayan değil, elinde ne olduğunu kimsenin bilmediği insanlardır. Gizem ve gerilim filmlerine bayılıyorum. Ortada bir bilinmeyen varsa, insanların odağı orası olur. Her gün gördüğümüz, milyonlarca ışık yılı uzaktaki, her zaman orada olan yıldızlara dönüp bakmazken; dibi görünmeyen -ki görünse de çok bi numarası olmadığından emin olduğum- kuyuların başına insanların toplanması bu durumu daha somut bir şekilde açıklıyor. Gerilim filmlerinde de başrole zarar geleceğini bile bile izlemeye devam etmemizin sebebi, zararın geleceğini bilmemiz ancak nereden geleceğini bilmememizdir. Bilgisizlik çoğu başka şeyden daha çekici.
Bazen de birileri hakkınızda bir şey bilmese de merak uyandırmazsınız. Bakan değil de gören gözler için konu nettir. Umurlarda değilsindir. Bu umur ne kötü bir şeydir ki umursanmamak insanlar için hayatı daha az anlamlı kılacak kadar tesir eden yaşamlara. Siz hayata nasıl bakıyorsanız diğer herkes de öyle bakıyor yanılgısına düşmüşseniz umursanmak için çaba sarf edebilirsiniz. İlgi çekmek için taklalar atan insanlara o gün havanın ne kadar güzel olduğunu söylerken duyduğum hazza bayılıyorum. Onlara, attıkları taklaların, her zaman öylece orada duran güneşten bile daha farkındalık yaratıcı olamadığını hissettirmek sanırım orta yaşlara vardığımda geceleri vicdan azabı ile kıvranmama neden olacak konulardan sadece biri.
Gerçekte umursar mıyız bir şeyleri? Yoksa "Umrumda!" sözcüğü küçük yalanlarımızdan sadece biri mi? Çoğunlukla yüksek ideallerimizin emrinden çıktığımızda "Umrumdasın!" deriz ancak aslında söylemek istediğimiz "Umrumdaymışsın gibi yapmalıyım."dır. "Saygı duyuyorum." deriz, kafamızın içinde "Sana saygı duymam yararıma olur?." derken. Ya da "Seni sevdiğimi sanmalısın." yerine kısaca "Seni seviyorum." deriz. Gerçekçi olmak gerekirse her şeyin ve herkesin koca bir yalan olduğuna inanıyorum.
İnsanlığa baktığımda kendimi yabancı hissediyorum. Bazı insanlarsa diğerlerinden çok daha fazla yabancı hissettiriyor. Yüzlere baktığımda iyilik ve yüceliğin altında gizlenen iğrenç bir çıkarcılık görüyorum. Bir medeniyetin başlıca görevi dünyayı kendi görüntüsünde yeniden yaratmaktır, bazı insanlar ise dünyanın bizzat kendisi olduğuna inanır. Onların yaratılışında bir kardeşlik bilinci yerine bir varoluş, kendini meydana getirme vardır. Belki bundandır ki dünyayı kendi varoluşlarına bir amaç olarak görürler. Ancak sanırım bir ben böyle düşünüyorum ki her gün onlarcası aynaya baktığında midesi bulanmadan yoluna devam edebiliyor. Onlar için her şey yolundadır. Her şey nizami, her şey yolunda, her şey tam da şimdi olması gerektiği gibi yerli yerinde. Çünkü buna inanmak zorundadırlar.
İnsanlara baktığımda ağzıma çürük bir tat geliyor olsa da çok şeyi bağışlamaya hazırım, ancak bağışlamam doğru olmaz. Hiçbirimizin hiçbir şeyi bağışlaması doğru olmaz. Bağışlanabilirlik duygusu insana rehavetten başka bir şey vermiyor. Umursayan ile umursamayan; saygı duyan ile duymayan; seven ile sevmeyen arasında bir fark olmalı. Bir fark olmalı ki dünyada hala iyi insanlar olduğuna kendimi inandırırken zorluk çekmeyeyim.
Dünyayı bir akşam vakti, ay ışığı gözlerimi alırken şehri izler gibi izliyorum. İnsanlara bakarken gözlerim kamaşıyor. Aklımı yitirecek gibi oluyorum. Nefesim kesilircesine, bir anı bile kaçırmaya tahammül etmeden izliyorum. Ancak ne yapsam da onlar gibi sahte, çıkarcı ve parlak zırhlı olamıyorum.
Nihayetinde, insan olamadığının delisidir.
26.4.2020 bugra?
Kaybedecek bir şeyi olmamak her zaman imrenerek baktığım bir noktaydı. Kaybedecek şeyi olmayan insanlar aslında elinde hiçbir şey olmayan değil, elinde ne olduğunu kimsenin bilmediği insanlardır. Gizem ve gerilim filmlerine bayılıyorum. Ortada bir bilinmeyen varsa, insanların odağı orası olur. Her gün gördüğümüz, milyonlarca ışık yılı uzaktaki, her zaman orada olan yıldızlara dönüp bakmazken; dibi görünmeyen -ki görünse de çok bi numarası olmadığından emin olduğum- kuyuların başına insanların toplanması bu durumu daha somut bir şekilde açıklıyor. Gerilim filmlerinde de başrole zarar geleceğini bile bile izlemeye devam etmemizin sebebi, zararın geleceğini bilmemiz ancak nereden geleceğini bilmememizdir. Bilgisizlik çoğu başka şeyden daha çekici.
Bazen de birileri hakkınızda bir şey bilmese de merak uyandırmazsınız. Bakan değil de gören gözler için konu nettir. Umurlarda değilsindir. Bu umur ne kötü bir şeydir ki umursanmamak insanlar için hayatı daha az anlamlı kılacak kadar tesir eden yaşamlara. Siz hayata nasıl bakıyorsanız diğer herkes de öyle bakıyor yanılgısına düşmüşseniz umursanmak için çaba sarf edebilirsiniz. İlgi çekmek için taklalar atan insanlara o gün havanın ne kadar güzel olduğunu söylerken duyduğum hazza bayılıyorum. Onlara, attıkları taklaların, her zaman öylece orada duran güneşten bile daha farkındalık yaratıcı olamadığını hissettirmek sanırım orta yaşlara vardığımda geceleri vicdan azabı ile kıvranmama neden olacak konulardan sadece biri.
Gerçekte umursar mıyız bir şeyleri? Yoksa "Umrumda!" sözcüğü küçük yalanlarımızdan sadece biri mi? Çoğunlukla yüksek ideallerimizin emrinden çıktığımızda "Umrumdasın!" deriz ancak aslında söylemek istediğimiz "Umrumdaymışsın gibi yapmalıyım."dır. "Saygı duyuyorum." deriz, kafamızın içinde "Sana saygı duymam yararıma olur?." derken. Ya da "Seni sevdiğimi sanmalısın." yerine kısaca "Seni seviyorum." deriz. Gerçekçi olmak gerekirse her şeyin ve herkesin koca bir yalan olduğuna inanıyorum.
İnsanlığa baktığımda kendimi yabancı hissediyorum. Bazı insanlarsa diğerlerinden çok daha fazla yabancı hissettiriyor. Yüzlere baktığımda iyilik ve yüceliğin altında gizlenen iğrenç bir çıkarcılık görüyorum. Bir medeniyetin başlıca görevi dünyayı kendi görüntüsünde yeniden yaratmaktır, bazı insanlar ise dünyanın bizzat kendisi olduğuna inanır. Onların yaratılışında bir kardeşlik bilinci yerine bir varoluş, kendini meydana getirme vardır. Belki bundandır ki dünyayı kendi varoluşlarına bir amaç olarak görürler. Ancak sanırım bir ben böyle düşünüyorum ki her gün onlarcası aynaya baktığında midesi bulanmadan yoluna devam edebiliyor. Onlar için her şey yolundadır. Her şey nizami, her şey yolunda, her şey tam da şimdi olması gerektiği gibi yerli yerinde. Çünkü buna inanmak zorundadırlar.
İnsanlara baktığımda ağzıma çürük bir tat geliyor olsa da çok şeyi bağışlamaya hazırım, ancak bağışlamam doğru olmaz. Hiçbirimizin hiçbir şeyi bağışlaması doğru olmaz. Bağışlanabilirlik duygusu insana rehavetten başka bir şey vermiyor. Umursayan ile umursamayan; saygı duyan ile duymayan; seven ile sevmeyen arasında bir fark olmalı. Bir fark olmalı ki dünyada hala iyi insanlar olduğuna kendimi inandırırken zorluk çekmeyeyim.
Dünyayı bir akşam vakti, ay ışığı gözlerimi alırken şehri izler gibi izliyorum. İnsanlara bakarken gözlerim kamaşıyor. Aklımı yitirecek gibi oluyorum. Nefesim kesilircesine, bir anı bile kaçırmaya tahammül etmeden izliyorum. Ancak ne yapsam da onlar gibi sahte, çıkarcı ve parlak zırhlı olamıyorum.
Nihayetinde, insan olamadığının delisidir.
26.4.2020 bugra?
Yorumlar
Yorum Gönder
Umrumdaymış gibi yorum yapabilirsiniz