Ana içeriğe atla

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.

 Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu kendime telkin ederim. Bu zamanlar yüzümde sahte ve alaycı bir gülümse tecessüm eder. Bunu, gerçek olmayı dileyen hayallerimin hevesini kırarken kullanıyorum. En büyük garibin, garibe yaptığı zulümdür, daha büyüğü ise kendi kendimize yaptığımız zulüm.


 Eğer Tanrı'nın benim için hazırladığı geleceği bilseydim muhtemelen hayaller kurmakla uğraşmaz ve henüz sönen meretin ikincisini paketten çıkarır ve sonra da bulutlardan yağmur yağması yerine su damlalarının göğe yükseleren bulutlar oluşturmasının daha fantastik olacağını, neden böyle olmadığını düşünürdüm. Sanırım öyle olsaydı daha romantik üçüncü bir fikir üzerine düşünürdüm. Kendi soyut-somut çizgimde eğrisi yükselen tek şey düşünmek, çünkü genel olarak her şeye bir şeyler oluyor ve; başında, ortasında, sonunda subuti olarak düşünüyorum. Bitkiler canlıdır, hayvanlar hareket eden bitkidir, insanlar düşünen hayvandır, nihai olarak ben ise insandan daha fazla düşünen bir ontolojik problemim. Soylu bir problemin tam ortasında, iki vadi arasında, uçurumun daha da derinleşmemesi için gerilen bir halatın üzerinde günbatımını izliyorum. Bazen kendimi boşluğa bıraktığımı hayal ediyorum. Bu sırada kolları bir örümceğin ağları gibi olan başka insanların boynuma ellerini doladığı görüntü gözlerimin önüne geliyor. Bu kadar derin bir hayal alemi ve bu denli sığ bir hayat için ziyade bir alegorizm.

 Düşüncelerimi birileriyle paylaşmak isterdim fakat bu algıları zorlayan bir durum. Kendimi, birilerine, bildiği renklerden farklı, yeni bir renk hayal etmesini söylüyormuş hissine hapsoluyorum. Gölgelerin, ışığın gözünden nasıl göründüğü düşündünüz mü hiç? Nasıl görünüyordur? Ordan baktığımızda göreceğimiz bir gölge olmayacaktır muhtemelen. İnsanlara baktığımda onlarda ne görmek isteyeceğimi bilmiyorum, bu biraz da görmek istediğimi bulamayacağımı kabul etmişlik durumu. Öğrenilmiş -ve hatta prangalara vurulmuş çaresizlik.

 Bazen iç geçirmiyor değilim, düşünmenin bu denli farkında olmasaydım keşke. Bütün bu psikolojik tantana yerini "delilik" mefhumuna bıraksaydı. Ne büyük saygı duyardım o zaman kendime. Delilik de olsa kendime bir bahanem olurdu ve bu bana bir boşluk sağlardı. Birisi beni "kim bu adam?" diye sorduğunda, "delinin biri..." yanıtını alırdı. Ben ise bundan çok berhudar olurdum. Artık insanların benim hakkımda bu kadar tasaya düşmesi gerekmeyecekti. Şaka yapmıyorum, delilik koskoca bir unvan, bir makam ve hatta bir gelecektir. Alaycı gülüşlerle okumayın yazdıklarımı. Eğer bir deli olsaydım en gözde derneklere üye olurdum ve yaptığım tek iş de kendimi beğenmek olurdu. Tanıdığım birisi vardı, yıllar boyunca iyilikten bahsetmekle övündü. Bu özelliğinden dolayı, hiçbir şüphe duymadan kendisini erdemli bir insan olarak kabul ediyordu. Ölürken büyük bir iç huzuruyla beraber zafer kazanmış insanların o eşsiz mutluluğunu tatmıştı. Elbette bunda sonsuna dek haklıydı. Eğer deli olabilseydim buna bir de tembellik eklerdim. Öyle sıradan bir tembellik değil, bütün güzel ve yüce şeylere ilgi duyan tembel delilerden olmak olurdum ben. Uzun zamandır bunu hayal ediyorum. Bu güzel ve yüce şeyler 22 yaşım boyunca bana hayli sıkıntı verdiler, çektiğim sıkıntılar değerliydi ancak değer miydi? Şu an için bir önemi yok. Ben yine de güzel ve yüce şeylerin tümünü tebrik ederim. İmkanım olsa elime bir kadeh almak, kadehime bir damla gözyaşı akıtmak daha sonra onu, tüm o güzel ve yüce şeylerin şerefine kaldırmak için hiçbir fırsatı kaçırmazdım. Dünyadaki her şeye güzellik ve yücelik penceresinden bakar, en çirkin, en kötü şeylerin bile güzel ve yüce tarafını görürdüm.
 Bunun yanında, istediğim an sulugözlü bir insan olurdum. Bir oyuncu, eşi görülmemiş bir sahne canlandırdı diyelim; hemen oyuncunun sağlığına ve şerefine kadehimi kaldırırdım. Çünkü bütün güzel ve yüce şeyleri seven birisiyim ben. Bir yazar, "canınız nasıl isterse" diye bir eser mi yazdı, hemen "canınız nasıl isterse" için bir kadeh kaldırırdım. Size söyledim ya, "güzel ve yüce" ne varsa hepsini severim. Bununla beraber insanların bana saygı duymasını bekler, istediğim saygıyı duymayanların yakasına yapışırdım. Tüm bunların ardından huzur içinde yaşayıp, gösterişle ölmekten daha güzel ne olabilir! Büyüttüğüm göbeğimi, birbirine karışmış saçlarımı ve yukarıda tuttuğum burnumu gören insanlar: "İşte bakın, insan olacaksa, böyle olmalı!" derlerdi.

 Madem henüz ne deliyim ne de tembelim, madem hala insanların bana verdiklerini ve benden bekledikleri var, madem hala böyle bu düzen; yüzüme sahte bir gülümseme eklemeli ve hayalleri üzerinden toz alırcasına ellerimin tersiyle ittirmeliyim.










 bugra 10.04.2020
   
 



























Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...