Ana içeriğe atla

Kırmızı uçurtma

 Bahçeye çıktığımda kendimi bulamamıştım. Halbuki birkaç dakika önce gökyüzündeki kırmızı uçurtmayı izliyordum. Böyle bir şey nasıl olurdu? Herkese sordum. Beni gören yoktu. Çiçeklere ve böceklere sordum, yok. Herkes vardı bir ben yoktum. Güneşe ve aya sordum, yok. Gezdim dolaştım ancak ben yoktum. Beni bulamadım. Kendimi kaybetmiştim. Ama pes etmek yoktu. Aramaya devam edecektim. Beni gören yok muydu? Mahalle bakkalına koştum. Nefes nefese içeriye girdim. Heyecanla: "Beni gördün mü?" dedim. Bakkal cevap verdi: "Ben nereden bileyim, biraz önce bahçede kırmızı bir uçurtma izliyordun." Kırmızı bir uçurtma. Ona sağol deyip bakkaldan ayrıldım. Karşıdaki fırına doğru yürüdüm, fırın sımsıcaktı. Başında külahı, elinde uzunca küreğiyle fırıncıya beni sordum. Fırıncı soruyu anlamaya çalışırken alnının terini sildi. "Görmedim." dedi. Sorumu anlayıp anlamadığını merak etmiştim. "Kahveciye sor?" dedi, meraklı bir yüz ifadesiyle. Koşarak kahveye gittim. Oraya vardığımda kahvede kimse yoktu. Kahveci içeride tek başına oturmuş fal bakıyordu. Ona selam verip içeri girdiğimde elindeki kağıtları masaya bırakıp yüzüme baktı. Neden buraya geldiğimi bildiğini hissettirdi bana, bu his içimi ürpetti. Dikkatli bakmama gerek olmadan ellerinin titremesini ve bir bacağının diğerinden kısa olduğunu farkettim. Kafamın içinde "Bu adam kahveci olmak için doğmuş." derken iç sesimin sözünü kesip kahveciye beni görüp görmediğini sordum. Az önce buradan geçtiğimi söyledi. "İstersen çocuk parkına da bak." diye sürdürdü sözlerini. Kahveden ayrıldım. Ardımdan "Bir çay içseydin..." diye seslense de ben duramazdım. Etrafa bakındım. ortalıkta yoktum. Çocuk parkına doğru adımlarımı hızlandırdım. Orada da yoktum. Koşturmaktan terlemeye başlamıştım. Halbuki az önce bahçede kırmızı bir uçurtma izliyordum. Parktaki çocuklar arasından beni tanıyanlardan biri arka sokağı göstererek az önce o tarafa doğru gittiğimi söyledi. Yine ortalıkta görünmüyordum. Ta ki o sokağa gelene kadar...



















bugra 24.4.2020

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...