Ana içeriğe atla

Mahvolmuş Kralın Kılıcı

 Hayatının mahvolduğunu hisseden bir ben miyim yoksa alalade bir başkası; sıkıcı bir gecenin ortasında; dünyanın kuytu, is kokan ve müdavimleri olan bir köşesinde benimle aynı anda bunu kendisi için hissediyor mudur düşüncesi, o gecelerin bazılarında düşünce olmak çizgisini usulca aşıp obsesyonlar arasına dahil oluveriyor. Kendimi bu düşünce çemberinin içinde yalnız olduğuma inandırmak insanların kuru gürültülerine, çıkarcı isteklerine ve bir şeyler bekleyen bakışlarına şahit olduktan sonra bir hayli kolaylaşıyor. Etrafta yorgun yıllarım naraları eşliğinde çığırtkanlık yapanlar eksik olmasa da, gerçekten hayatının mahvolduğuna inanan insan bu gerçekten kaçabildiği kadar uzağa kaçmak ister. Bu gerçek öyle ağırdır ki, omuzlar onun altında bir kağıt parçasından daha fazla mukavemet gösteremezler. Tanıdığım bir adam ışığı sönmüş gözleriyle bana bakarken bu hissi kalbimin derinlerinde hissetmemi sağladı. Eğer dinlediğiniz hikayeden sonra sadece yutkunup, dudaklarınızı aralayacak bir kelime bulamıyorsanız bu hissi benimle paylaştığınız hakkını teslim edebilirim.

 Hayatta inişlere, çıkışlara, dik bir yokuşa tırmanışlara ve o yokuşun tepesinden aşağı yuvarlanışlara şahit oldum. İnmek ve çıkmaklara aşina olduğunuzdan şüphem hiç yok. Yokuşlardan yuvarlanışlar meselesini anlamak istiyorsanız; hayatın iniş ve çıkış anlarının farkında olup o anlarda tersi yönde yol almaya çalışan insanları temaşa etmenizi öneririm. Acıların en acısı, "İşte, şimdi hayatımda yolunda gitmeyenler var. Biraz sabredersem bu anları kolayca atlatabilir ve yeniden güneş doğuşuna bir anlam kazandırabilirim?" yanılgısına kapılıp kendince hayat mücadelesinden kopmayan insanın birazdan kendini kucağında bulacağı acıdır. Gerçek olanı kabul ettiğimizde boyun eğeceğiz ki aslında ne inişlerden sonra çıkışlar var ne de kıştan sonra baharlar. Bahara ve çıkışlara öyle açızdır ki; onları bize getirecek batıl inançlarımız gelişmiştir. Perişanlığın ortasında titreyerek ayakta dikilen adamı hayatın içinde tutmak için bu batıl ve ardı boş inançlara ihtiyaç vardır. Bu sahte kabuller olmasa kim ne için mücadele verebilirdi ki?

 Bir yerde bir insandan illa ki duymuşsunuzdur ki, o kişinin hayatı mahvolmuşluk denizinin ortasında bir adayken, beklenmedik ve sihirli bir şekilde, yeniden, güvenli ve refah anakarada kendini bulmuştur. O insan için bunu kendine ve bizlere idrak ettirecek, kabullenmemizi sağlayacak ve en önemlisi batıl olmayan bir inanç yoktur. Yok olmuşluğa kendi hatasıyla düşmüşken oradan kurtuluşu sihirli bir elin ona uzanmasının eseridir. Benim kabul ettiğim ve boyun eğdiğim gerçekte ise mahvolmuşluktan düze çıkış ancak bir başkasından daha büyük hataları sonucu benden daha fazla mahvolmasıdır. İzafidir. Ben derin çukurlardayım ancak benden daha derin çukurlarda da birileri varsa ben aslında o kadar derinde değilmişim deyip bu derinlikte hayata devam edebilirim. Hayata devam edebilirim ve artık o kadar derinde hissetmediğim için kendimi kutsanmış sayar, diğer insanlara bunu bir mucize olarak anlatabilirim. Ne şanslıyım ki bu, insanlar için kapılması kolay bir sanrıdır. Nihayetinde başarı olarak nitelediğimiz mefhum en az hata yapmakla peydah olan bir şey değil midir? Eğer bunu benimle birlikte fark ederseniz her geçen gün medeniyetin bir alt basamağından yaşamaya devam ettiğimiz fikri boynunuzdan soğukça gövdenize nüfuz edecektir. -Ki böyle olmasaydı dünlerin bugünlerden daha mutlu olduğunu hep birlikte reddedemez miydik?-

 Mutluluğun aranacak bir vuslat değil de yaşanacak bir an olduğunu kabul ederseniz mutlu olmaya hemen şimdi başlayabilirsiniz. Aksi takdirde bugüne dek bulamadığınız gibi sonsuz yarınlarda da mutluluk uzakta sisli bir hayal olarak kalmaya devam edecektir. Mutluluğu aramak o kadar kötü bir şey midir ki ondan vazgeçelim? Bunu aslında ben de henüz bilemiyorum. Mutluluğu her an içimde yaşamıyorum ancak onu başka menzillerde de aramıyorum. Belki tükenmişlik ve mahvolmuşluk bundan başka bir şey değildir.

 Belki mutluluk mahvolmuşluğun karanlığına salladığım ince bir kılıçtır,
 Belki kabul etmeliyim: Hayatta hep mutlu olursam, hayalini kuracağım ne kalır?









bugra   20.5.2020













Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...