İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı.
Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca
benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri
isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim
takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü
olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben
suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun
en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak
masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar
sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne
kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın.
Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden
beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme
konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin
listesinin çıkardığınızda en sona bıçak gibi keskin şeyleri koyardınız.
Ancak bizler kayalardan sağlam olmasını bekleriz. Kaya dediğimiz zaman
gözümüzün önüne gelen şey bir grilik, biraz sertlik, belki bir taş. Ya
tam tersiyse? Ya grilik, sertlik gibi şeyler bizim kayalara yüklediğimiz
anlamlarsa? Ya bir yağmur tanesine göre kayalar, üzerine düştüklerinde
birer zerre kopardıkları ıslanmaya mahkum bir şeyse ancak. Bir yağmur
tanesi olsaydınız, sevdiğiniz kişiye; sizin kayaya zarar verdiğiniz
nispetinde zarar verileceğini öğrendiğinizde bunun ne saçma şey
olduğundan önce bunun ne acı bir şey olduğunu düşünürdünüz. Aksi durumda
da, bir bıçak olsaydınız, kayaya vereceğiniz zarar kadar sevdiğinizin
incitileceğini bilmek belki güven duymanızı bile sağlardı. Nihayetinde,
ben ne bir bıçağım, ne bir kayayım, ne de bir yağmur tanesiyim. İnsan
olarak benden beklenenler ve benim insan olarak hayattan beklediklerim
hangimizin hangimizi hangisi olarak gördüğü ile alakalı, sonrası ise
hangilerimiz göründüğü kadar olabileceği ile. Ben hakettiğim kadarını
beklemek istedim. Beklediklerim olmadığında bunu haketmediğimi düşünüp
işin içinden sıyrılmak kolay olur zannediyorum, öyle olmasa da.
Kusursuzluk aradığımda kafamın içinde nasıl bir düzlük varsa onu görmek
istediğimi farkettim. Derme çatma şeylerin kusursuzluğu ayakta
durabilmesi iken, mükemmel şeyler hiçbir zaman kusursuz olamayacaktır.
Çünkü mükemmeli o yapan şey bizlerin kusursuzluk arayışının bir
neticesi. Ta ki o kusuru kendimiz yaratana dek. O ana dek kusursuzdur
mükemmeller. Sonra ise bir kusur yaratırız. Aslında buna yaratmak da
denmez. Özünde orada olan şeyi görmeyi, bilmeyi, farkında olmayı
seçeriz. Günler birbirini kovalarken hayatı ne için yaşadığımız da
değişiyor. Hayattan ne beklediğimiz, hayata ne verdiğimizle alakalı
olmalı diye inanıyorum. Ama gerçek şu ki hayata hiçbir şey vermiyoruz.
Hepimiz kendi dünyalarımızı birer birer ayçiçeği gibi herkesin Dünya
dediğine çevirmişiz. Aslına baktığımızda ne senin dünyan benim dünyam.
Ne de senin dünyanda olan bana ait. Ancak bazen hayata aynı pencereden
bakmayı keşfettiğimizde dünya denen şey tek bir olguya iniyor, o da
sizin yöründenizde dönmeye başlıyor. Hayal et ki doğuştan körsün. Bu
zamana dek dünyanın kokusu aldın, seslerini duydun, dünyaya dokundun
hatta. Sonrasında ise hayal et: Bir yerdesin. O yerde kuş sesleri
duyuyorsun. O yerde birbirinden ayıramayacağın kadar çok koku alıyorsun,
çiçeklerin kokusu, toprağın kokusu, havayı koklayabiliyorsun. Sonra
hissediyorsun tenine çarpan rüzgarı, kıyafetlerinini üzerine sürten o
esintiyi hissediyorsun. Tüm bu sırada karanlığın içindesin, sonra
yavasça gözlerinin aralanıp açıldığını hayal et. O parlak ışığın
gözlerinin en arkasına dek değdiğini. Tüm bu deneyimleri kat ve kat
hissedebilmeyi düşle. Bu hisse doğduğumuzdan beri sahip olduğumuz için
kıymetini şu an farkedemiyoruz. Hatta soracak olursak görmesem de
yaşabilirim diyecek insanlar olacaktır. Hayattan beklediklerimiz ve
aslında hayatın bize sunduklarının da böyle farkında değiliz. Hep daha
fazlasını istiyoruz. Hayat bundan sonra neler verir, yoksa biraz daha mı
alır? Bilmiyorum. Öğrendiğim bir şey varsa: olanlar hiç de beklemediğim
vakitte oluyor. Fakat oluyor. Hayatta ne için yaşadığım, hayattan neler
beklediğim aslında benim dünyamın ta kendisi. Hayatımın bundan haberi
bile yok belki. Umarım bir gün hayatım ile bir noktada kesişirim.
Birbirine parakel duran iki doğru çizgi hariç her çizgi ve doğruluk
elbet bir yerlerde kesişiyor. Mesele doğru zamanda doğru yerde olmak.
Umarım doğru yerde olmayı başarırım. Umarım biz yerimizi terk
ettiğimizde hayat bizimle kesişmez.Umarım, tek yapabildiğim bazen,
ummak.
5.2.2020
5.2.2020
Yorumlar
Yorum Gönder
Umrumdaymış gibi yorum yapabilirsiniz