Ana içeriğe atla

Krallar ve Tanrıları

 "Fakat onun bir günü bir ay idi,
İki gün onun ikinci ayı idi
Üç gün onun üçüncü ayı idi
Dört gün onun dördüncü ayı idi
Beş gün onun beşinci ayı idi
(...)"

***



 İbrahim'in doğduğu gece babası, arkadaşlarına evinde bir ziyafet veriyordu. Arkadaşları arasında Nemrut'un kahin ve danışmanları vardı. Misafirler gece geç vakitte evden ayrılırken, gökte bir yıldızın dört bir yanındaki diğer yıldızları tuttuğunu gördüler. Sabah olduğunda durumu Nemrut'a haber vererek, dünyaya hükmedecek ve krallığına son verecek olan bir erkek çocuğun doğduğunu söylediler. Bu çocuğun babasının bulunup büyük bir para karşılığında çocuğun ondan satın alınmasını ve öldürülmesini tavsiye ettiler. O sırada İbrahim'in babası da oradaydı kahinlerin bu önerilerine karşılık "sizin öneriniz bana bir adamın bir katıra 'eğer bana kafanı kesmem için izin verirsen sana bir arpa dolusu ahır bağışlayacağım' demesi üzerine katırın 'kafamı kestikten sonra arpa dolusu ahır ne işime yarar' deyip, adamın teklifini reddetmesini hatırlattı. Şimdi ben de size söylüyorum: "eğer çocuğunu alırsanız adama vereceğiniz paraya kim varis olacak?". Bunun üzerine oradaki kahinler o gece doğan çocuğun, bu adamın cocuğu olduğundan şüphelendiler ve dün geceki ziyafetin sebebini sordular. O da: "evet öyle, bir çocuğum doğdu ancak kısa süre sonra öldü." cevabını verdi. Bunun ardından hemen oradan ayrıldı ve evine gitti, oğlunu alıp bir mağaraya götürerek orda sakladı.


***

 Küçük yaşlarda okuduğum bir kitap hep aklımda: "Vaktiyle babil ülkesinde bir çocuk yaşarmış!" Diye başlayan resimli bir kitap. 

 Uzun entarisiyle sevimli bir çocuk çizmişti ressam. Hatta kolları arasında ırmağa doğru uzattığı puta "Haydi su içsene, neden içmiyorsun?" dediği sahne gözümün önünden hic gitmiyor. Vaktiyle ünlü bir heykeltıraş olan babası Azer'in yonttuğu ahşap putlara karşı geliş anıları, o dönem çocuk olan ben için hayal âleminin ötesinde bir maceraydı. O dönemlerde sevmeye başladım Hz İbrahim'i. Müneccimlerin gördüğü rüyadan sonra Nemrut'un doğacak çocukları öldürmek istemesi, bunu bir türlü başaramayışı, annesinin gizlice onu mağarada sakladığı, orda her bir günün bir ay ve her bir ayın bir yıl gibi geçtiği, bu mağarada on beş ay kaldıktan sonra on beş yaşında bir delikanlı olarak dışarı çıktığı...

 Bir ilkokul çocuğu için mistik bir hikaye, o dönem için bir masal gibi okuduğum ama ileri yaşlarımda aslında bir tarihi yansıttığını öğrendiğim bir hikayeydi bu.

 O kadar kötü durumdaki bir topluma gönderilmişti ki, Allah peygamberini onların içinden seçmedi. Nebi olarak, on beş ayda on beş yaşında bir genç yarattı. 

 Babası Azer Nemrut tarafından da sayılan maharetli bir heykeltıraştı, put yontardı ama ona ilk karşı gelen, onu kaybetmek korkusuyla mağaralara sakladığı oğluydu. Oğlu çok kez babasını tek bir Allah'ın varlığına davet etti ancak babası buna inanmadı. Bir gün babası oğluna "madem senin ilahin her şeye gücü yeten Allah; o halde yalvar da Allah'ına şu dilsiz putları dile getirsin." dedi, İbrahim ellerini göğe açtı ve dua etti. Duasına karşılık putlar dile gelip "La ilahe illallah ibrahim Halilullah" diye sesler çıkardı. Babası gözlerine, kulaklarına inanamadı ve oğluna şöyle dedi: "Ey oğul! Bütün bir krallık benim heykeltıraşlıktaki maharetimden ötürü bana saygı duyar elimi öper, görüyorum ki senin büyücülükteki maharetin benim çok çok üstümde. Ver, ver de elini öpeyim!"


***

 İbrahim her geçen gün daha da büyüdü ve herkesi tek bir Allah'a inanmaya davet etti.

 Bir gün Nemrut gördü ki tapındıkları putlar parça parça olmuş, yere düşmüşler. Bunu kim etti diye sordu, oradakiler Azer'in oğlu İbrahim diye cevap verdiler. Nemrut sinirlendi ve emir verdi "Tez onu yakalayıp bana getirin, ben onu elbette öldüreceğim." İbrahim'i getirip Nemrut'un karşısına çıkardılar:
- İbrahim, bizim putlarımıza sen mi bu hakareti ettin?
- Tapındığınız putlara sor, onlar cevap versin.

Nemrut sinirlendi ve "İbrahim sen bilmez misin putlar nutuk atıp söylenmezler?" İbrahim  de şöyle dedi: "Nemrut ve siz ey zalimler! Madem bu putlar konuşamazlar, siz neden bunları ellerinizle yapıp da tekrar onlara taparsınız, yardım istersiniz; siz ne kadar ahmak bir kavim olmuşsunuz." Bunun üzerine bir çok adam İbrahim'e biat etti ancak Nemrut daha da kızdı. 
- Ey İbrahim ben tanrılarıma yardım edeceğim, bakalım senin tanrın da sana yardım edecek mi?
- Ey Nemrut! Bu fikirlerini kalbinden çıkar. Bir gün öleceksin ve ahirete gideceksin. Orada sana vaadedilen bir ateş vardır.
- Madem öldükten sonra bana bir ateş vardır, ben de sana bu dünyada bir ateş vadediyorum! Görelim Allah'ın seni kurtarır mı?

 Bu konuşma üzerine İbrahim'i hapis ettiler, Nemrut buyurdu: "Vay o adamın haline ki bir yük odun getirmeye!" 

 Nemrut bir büyük sahrada yüz fersah yer ayırttı, cümle insanlar diyar diyar odun getirip bu sahraya yığdılar. Halk odun vermeyi o derece hırs yapti ki hastalar ve yaşlılar "ölürsem malımdan odun alip ateşe götürün." diye vasiyet ettiler.

 Böylece dört ay boyunca odun taşındı. Bu odun o kadar yandı ki, yedi fersah yerden yanına varılmaz oldu. Uçan kuşlar ateşin üzerinden geçemez, geçti mi havada tutuşurdu. Çok uzaklardan ateşin sesi işitilirdi.

 İbrahim o ateşe atıldı, ancak yanmadı, Nemrut yine iman etmedi.

***

Günümüzde de vardır Nemrutlar. Güçleri gözlerini o kadar kör etmiştir ki hak irade kendilerine ait sanarlar. Allah onlara kendini unutturmuştur. Onlar ki şöyle derler: "Ey İbrahim! Şu gökyüzünü görüyor musun? İşte o gök kubbe benim askerlerimin mızrağı ucunda arşa mıhlanmıştır!". İbrahim olan yalnızca Rabbine sığınır. Ve şüphesiz ki Allah her zaman kendi yolunda olani galip kılar

***



Buğrahan 00:24 23 Temmuz 2018 pazartesi


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...