Ana içeriğe atla

Akrep

 Eski bir zamanda Hintli bir adam nehir kenarında yol alıyordur. Hava sıcak ve nemli, yaz mevsimi kendini iyiden iyiye hissettiriyordur. Bu sırada adam bir vakit daha yoluna devam eder ve serinlemek amacıyla nehrin kenarına iner. Akan suyun soğukluğu ile kendine gelen Hintli, başına ve yüzünü de yıkadıktan sonra ayağa kalkar ve şapkasını başına yeniden geçirir. Tam yüzünü yola çevirdiği sırada çamurun arasında çırpınan bir şeyler dikkatini çeker. Yaklaşır ve görür ki bu bir akrep. Sıcağın etkisi ile suyu buharlaşan çamur içerisinde kalan akrep kendini buradan kurtarmaya çalışıyordur ama ne fayda. Adam durumun farkına varır ve ellerini şefkatle akrebe doğru uzatıp onu kurtarmak niyetiyle hamle yapar. Adam elini akrebe uzatır uzatmasına ama akrep kendisine uzatılan bu yardım elini sokar. Adam hızla elini çekip parmağını ağzına götürür ve akrebin zehirini derisinden emerek bir kenara tükürür. Adam akrebi kurtarmak niyetiyle tekrardan elini ona doğru uzatır ancak akrep yine adamın parmağını sokar. Bu sırada oradan geçmekte olan bir yolcu, yaşananlara şahit olur ve Hintli adama yaklaşır. Görür ki; adam akrebe elini uzatıyor, akrep de el kendine her yaklaştığında adamın parmağını sokuyor. Önce olanları anlamlandıramaz, sonra adama dönüp sorar: "Ey fani, görüyorum ki niyetin bu hayvanın sıkıntısını gidermek, ona yardım etmektir. Ancak hayvan hiç oralı değil, sen elini onu çevreleyen çamuru temizlemek için her uzattığında o, kuyruğunu hızlıca parmağına yaklaştırıp seni sokuyor. Derdin nedir senin, bunun çare getirmeyeceğini anlamaz mısın?"
Hintli başını doğrultup ayağa kalkar, ellerini birkaç kez birbirine vurup temizlemeye çalışır. Avucunu, yüzüne vuran güneşe siper eder ve şöyle der: "Ya yolcu! Ben kendi yolumda işime giden bir adamdım. Güneşin sıcağından kan ter içinde kaldım da bu nehrin kenarına indim serinledim, tam yoluma koyulacaktım ki şu garip akrebi güneşin altında debelenirken buldum. Ne yapayım sen söyle. Kalkıp yoluma devam mı edeyim yoksa onu bu sıcakta ölüme mi terketmek yerine yardım mı edeyim?' Yolcu, adamı dikkatle dinledikten sonra hazin bir ifadeyle der ki: "İstediğin kadar çabala, bu hayvanı buradan kurtaramazsın. Sen ona ne kadar iyi niyetle yaklaşırsan yaklaş, onun tek bir niyeti vardır o da seni sokmak. Hem bu sadece bir akrep, hadi, var git yoluna." Yolcu, başıyla Hintli'yi selamlar ve kaldığı yerden yoluma devam etmek üzere hareketlenir.
Adam son bir kez daha elini akrebe uzatır ve akrep yine Hintli'nin parmağını sokar. Adam tepki vermez. Yoluna giden yolcuya seslenir: "Ey yolcu! Bu bir akreptir, tabiatı sokmaktır; bense bir insanım, tabiatim sevmektir. Şimdi karşıma bir akrep çıktı diye ben insan olmaktan vaz mı geçeceğim? Senin de söylediğin gibi 'bu sadece bir akrep' bense insanım...

 * * *

 Hayatımızda kimi zaman bir Hintli gibi herkese karşı sevgi besler hatta bazılarına daha da fazlasını hissederiz. Dünya'da her şey bir denge üzeredir. Birileri hep Hintli, birileri hep yolcu olacaktır. En önemlisi de bu nehirlerin kıyısında, ömür yolumuzun bir durağında bir akrep her zaman olacaktır. Amacı bellidir, birisi yeter ki su içmeye insin. Dünya'nın düzeni böyledir. Siz ne kadar sevgi üzerine yaşasanız da kötü insanlar hep olacaktır. Velhasıl biz iyi olacağız, varsın isteyen kötü olsun.

Kim bilir? Belki de hepimiz bir zaman Hintli, bir zaman yolcu ve bir zaman da akrebiz... Dünya düzeni.


Buğrahan 00:31 10 Temmuz 2018 salı 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...