Ana içeriğe atla

Mahkum

 Genç adam günün ışımasıyla gözlerini açtı. "Neredeyim?" diye sordu kendi kendine. Evdeydi. Aylardır hapishanede başlayan günlerden bir alışkanlık bu. Hapishane günlerinde güneşin doğuşu, gardiyanın çelik kapıya vurduğu copuydu. Koğuş kalk! Her sabah sıraya dizilen mahkumlar ve onları ikişer ikişer sayan gardiyanlar. Sağına baktı adam, yanında yatan yalnızlık değildi. Battaniyesi göğsüne kadar çekilmiş, saçları birbirine karışmış, nefes alıp verişini hissettiği karısıydı yatağı paylaştığı. Derin bir nefes aldı saatine baktıktan sonra. Saat sabah sekiz, akşama kadar emniyetteydi adam; çünkü teamül gereği polis gündüz vakti baskın yapmazdı eve. Uyuyan eşinin yanağına bir öpücük kondurdu ve yatağından kalktı. Mutfağa doğru yürüdü, yolda koridor aynasında saçlarını düzeltti.

 İnsanın sabahlara özgür uyanması ne büyük nimet. Birinden kaçmadan, sürekli arkanı kollamadan sokaklarda yürümek ne büyük huzur. Adam, yürürken sokaktaki her ayrıntıya dikkat ederek yola devam etti. Pencereye çıkmış hanımlar, pencere pervazındaki çiçeklere su veriyor, yaşlı amca yoldan geçenleri selamlıyor, kediler kasabın kapısında kendilerine pay olacak bir avuç eti gözlüyordu.  Bir kahvehaneye girdi ve üzerinde gazeteler olan bir masaya oturup çay ısmarladı. Sandalyesine yaslanıp gazeteyi bükerek tek eline aldı. Manşeti okudu içinden: "teröristlere 35 sene hapis cezası". Çayı geldiğinde başıyla teşekkür etti kahvehaneci çırağına. İçinden ne uzun zaman dedi, otuz beş sene için. Kendisi dışarıdaydı ama bir sabah tekrar cezaevinde uyanacak olma korkusu tek bir an bile rahat bırakmıyordu adamı. Terörist! Ne büyük itham. Kendini terörist yerine koyamıyor olsa da ona bakan gözler bir güzel hissettiriyordu bu lakabı ona. Televizyonda bir haberde adı geçti adamın bir kaç akşam evvel. "Falanca örgütün azılı teröristlerinin çıkarıldığı mahkeme bir sonraki tarihe ertelendi." Adam hatırlayınca tebessüm etti dudaklarından henüz uzaklaştırdığı çayının ardından. Sırf onlardan olmadığı için teröristti adı, düşmandı fikri ve suçtu ameli. Çayını bir hamlede bitirip masaya bıraktı ücretini. Kahvehaneden çıkıp evine doğru yol almaya başladı. Güneş tepeye yükselmiş ve okuldan çıkan çocuklar sokakta misket oynamaya başlamıştı bile. Yaktığı sigarasının dumanını ciğerlerinin  dibine kadar çekti. Hiçbir şey hissetmiyordu artık sigara dumanından. Ciğerleri günde iki paket içilen sigaranın dumanı ile başka bir şekil almıştı belki. Bunlar önemsizdi artık. Belki de hayatında düşüneceği en son şey sigaranın zararlarıydı. Evine yaklaştığında pencereden onu gözleyen eşini gördü. Adımları hızlandı adamın. Yolun karşısına geçip elini cebine attı. Cebinden anahtarlarını çıkardı apartmanın kapısını açmak için. Bir an önce evine girip karısına kucak dolusu sarılmak istiyordu. Kapıyı tek hamlede açtı ve merdivenlere yöneldi. Hızlı hızlı çıkıyordu ki basamakları; kapı kapanırken çarpınca bir ses yükseldi. Gürültünün içinden bir ses daha geldi kulağına.
 -Koğuş! Kalk. 

  Sabah olmuştu, günaydın.




 Buğrahan 23:00 8 Mayıs 2018 salı 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...