Ülkemizin esasında bir çok sorunu var. Dünya devamlı ve düzenli olarak küreselleşirken bizler de yeni Dünya düzeninde bağımlı taraf olmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. "Bağımlı". Şu an için birçok konuda, öz ihtiyaçlarımıza karşılık veremeyen ve bizde olmayana sahip olan topluluklara bağımlıyız. Türkiye yılda 200 milyar dolar ticaret açığı verirken -ki bu şu demek: her yıl devlet 200 milyar dolar bulmalı ki, ülke iflas etmesin- ve ihracat ettiğimiz ürünlerin kat kat fazlası ithalat yaparken bu gidişatın hayra evrilmesini beklemek en hafif tabirle ahmaklık olur. Ülkemizin ticari açık vermekten kurtulup kâra geçmesi için üretimin artması gerekiyor. Teknoloji alanında maalesef treni kaçırdığımız için Dünya üzerinde "Türk teknolojisi" adı altında pazar yaratabileceğimiz bir olguya sahip değiliz. Hal böyle olunca doğal kaynaklar ve işlenebilir tarım arazilerinden üretim gerçekleştirmek durumunda kalıyoruz. Ülkemizin yeraltı ve yer üstü kaynaklar bakımından kısmen zengin bir ülke. Maddi karşılığı olan madenleri ne çıkaracak ne de işleyecek erişkinliğe ulaşamadığızdan; bunları hammadde hâlinde ucuz fiyata pazarlıyoruz ve daha sonra işlenmiş hâlini yurtdışından temin ettiğimiz için kendi malımıza ücreti mukabilinde ulaşabiliyoruz.
Tarım alanında bir zamanlar Dünya üzerinde, sınırlarını kapatsan içeride kendi kendine yetebilecek yedi ülkeden birisi olan Türkiye, bugün yaklaşık 170 kalem tarım ürününü dışarıdan ithal ediyor. Millî yemeğimiz kuru fasulyenin fasulyesi, gariban dostu mercimek çorbasının mercimeğini bile ithal ediyoruz. Bu suç birilerine ait değil, hepimize ait. Ekili arazilerimiz ülkemizin ihtiyaçlarına cevap veremediği için ithal üretim Türk pazarında yer buluyor. Çiftçilerimiz haklı olarak her sene yükselen dolar kuru ve brent petrol fiyatları yüzünden içeride üretimde tohumu pahalı alıyor, tarlasını sürdüğü traktöre mazotu pahalı alıyor, tarlasında çalıştırdığı işçiye her sene asgari ücretini artarak ödüyor ama devlet geçen sene 1 TL ye aldığı ürünü bu sene çiftçiden 90 kuruşa almayı teklif ediyor, buna müteakip tarlayı nadasa bırakıyor çiftçi. Hatta o kadar vahim ki saman dahi yetiştirilemiyor ülkemizde, çünkü çiftçi kazanamıyor. Saman İthal ediliyor.
Bu derece ciddi açıkların yarasını nispeten kapatabilen gelir kaynadığımız turizm iken; yanlış dış politika ülkemize döviz girdisi yaratacak Avrupalı turiste set çekiyor.
Gelelim tüm bunlardan çıkarılacak sonuca; öncelikle Dünya'nın artık küreselleştiğini kabul etmeli ve at gözlüklerini çıkarıp ırkçı, dinci, mezhepci ayrımları bir kenara bırakıp kendimizi Dünya vatandaşı sayacağız. Küçük tavizleri korumak adına büyük kayıplar vermeyeceğiz. Almanya'da x partisine miting yasağıı getirildi diye Alman devletini en üst perdeden eleştirip Alman turiste antipati aşılamayacağız. İçeride temel sorun üretimsizlik ise bu sorunu çözmek için çiftçiye uzun vadeli kredi tahsis edip, emeğinin karşılığı değerinde satın alıp kendi pazarımıza, eğer artarsa da, olumlu dış politika ile ticari protokoller imzalayacağımız ülkelerin pazarına sunacağız. Bu sayede de dış ticaret açığımızı günden güne eriteceğiz. Ülkenin kasası dolmaya başlayacak. Bunu vergi hafiflemeleri, maaş iyileştirmeleri ve yaşam standartlarını yükseltecek hizmetler ile taçlandıracağız.
Ne dersiniz, bi' yerden başlamalı mı?
1 Mayıs emek ve dayanışma günümüzü kutlar, emeğin ve emekçinin yanında olduğumuzu, olmamız gerektiğini hatırlatırım.
Buğrahan 00:25 1 Mayıs 2018
Yorumlar
Yorum Gönder
Umrumdaymış gibi yorum yapabilirsiniz