Ana içeriğe atla

Mahkum II


 Gardiyanın kapıya vuran copu ile gözlerini yeni güne açan adam yatağından yavaşça doğrulup çıplak ayakları ile buz gibi betonu hissetti. Her sabah baş gardiyan ile adamları gelip sayım yapardı. İlk başlarda zorlansa da zamanla alışmıştı bu ritüele. Erken uyanmak sıkıntı değildi burada, uyuyup uyanmak gibi bir dert hiç olmamıştı zaten. Sanılanın aksine hapishane yatma yeri değildir, dinlenme yeri hiç değil. Dinlemek, bunun nasıl bir his olduğunu unutmuştu. Hiç yorulmuyordu ki dinlensin. İçerdeki hayatın zor yanlarından birisi geceleri uyuyabilme çabası. Sandığınız gibi düşünceler engel değildir uyumaya, asıl engel olan vücudun kendisidir. Hareket alanınız kısıtlı, yapabilecekleriniz kısıtlı... Gün içinde hiç yorulmayan adam gece olunca da sabaha da yatakta döner dururdu.

 Sayım yapılırken sıra kendisinde geldiğinde 18 deyip başını sağa çevirdi. Koğuş 30 kişilikti, sayım birkaç dakika sürmez, ancak gardiyanların tafrası tüm sabaha yayılırdı. Sayımı verdikten sonra kahvaltı için yemekhaneye doğru götürülürken gece gördüğü rüyayı anımsadı. Karısını iki haftada bir kapalı görüşte cam arkasından görür, ayda bir işe açık görüş gününde ona ancak sarılabilirdi. Kapalı görüşe 3 gün kalmıştı, karısı her geldiğinde yüzünde oluşan yeni çizgileri farkedebilecek kadar dikkatle onu izler ve bir gün buradan çıkıp mutlu bir hayat yaşayacağı inancıyla hayallere dalardı. Yemekhaneye yaklaştığında havaya dağılan yağ kokusu gece gördüğü rüyanın düşüncesini zihninden silip aldı.

 Kahvaltı için 25 dakika süresi, bir haşlanmış yumurtası, birkaç zeytin ile biraz da margarin istihkaki vardı. Ortamdan biraz sıcak, sudan biraz koyu çayını da alıp boş masalardan birine oturdu. Kahvaltı sırasında konuşmaz ağır ağır yemek yerdi, aslında genelde de çok konuştuğunu gören olmamıştı. Burada herkesin anlatacağı bir hikâye vardır. Kimi sırrını paylaşır, kimi dışarda ne kadar cesur olduğunu, kimi çocuğunu ne kadar çok sevdiğini anlatır, kimi de sevdiği kıza nasıl kavuşamadığını.

 Kahvaltısı bitince tepsinini kirli kabına koyup avluya doğru yola koyuldu. Elini cebine atıp sigarasından bir dal aldı ve ateşledi. Hapishanede belki de özgürlüğe en yakın olduğu an, nefesi ile birlikte bıraktığı sigara dumanının avlu duvarını aşıp göğe kavuştuğunu izlediği andı. Buraya geldiği zamana dek kaç kez gökyüzüne baktım diye düşünürdü, verecek bir cevabı olmadığı için fırsatını bulduğunda başını yukarı kaldırır ve öylece kalırdı. Yağmur yağdığında avluya çıkmak yasaktı, gökkuşağındaki  renkleri unutmuştu birkaç yıl içinde. Mutluluğa dair hatırladıkları unuttuklarından azdı. O yüzden hatırına gelen mutlu bir anı oldu mu hemen not defterine koşup ne varsa yazardı. Yine karısıyla gittiği bir tatilden bir şeyler animsadı. Sigarasını fırlatıp koğuşa koştu. Not defterini açıp birkaç satır yazı yazdı. Sonra durdu, başına ne geldiyse zaten böyle okuyup yazdığı için geldiğini düşündü. Cümlesini bitirmeden defteri kapadı ve yeni bir sigara yakmak için avlunun yolunu tuttu.



bugrahan 02:30 10 ağustos 2019 cumartesi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...