Gardiyanın kapıya vuran copu ile gözlerini yeni güne açan adam yatağından yavaşça doğrulup çıplak ayakları ile buz gibi betonu hissetti. Her sabah baş gardiyan ile adamları gelip sayım yapardı. İlk başlarda zorlansa da zamanla alışmıştı bu ritüele. Erken uyanmak sıkıntı değildi burada, uyuyup uyanmak gibi bir dert hiç olmamıştı zaten. Sanılanın aksine hapishane yatma yeri değildir, dinlenme yeri hiç değil. Dinlemek, bunun nasıl bir his olduğunu unutmuştu. Hiç yorulmuyordu ki dinlensin. İçerdeki hayatın zor yanlarından birisi geceleri uyuyabilme çabası. Sandığınız gibi düşünceler engel değildir uyumaya, asıl engel olan vücudun kendisidir. Hareket alanınız kısıtlı, yapabilecekleriniz kısıtlı... Gün içinde hiç yorulmayan adam gece olunca da sabaha da yatakta döner dururdu.
Sayım yapılırken sıra kendisinde geldiğinde 18 deyip başını sağa çevirdi. Koğuş 30 kişilikti, sayım birkaç dakika sürmez, ancak gardiyanların tafrası tüm sabaha yayılırdı. Sayımı verdikten sonra kahvaltı için yemekhaneye doğru götürülürken gece gördüğü rüyayı anımsadı. Karısını iki haftada bir kapalı görüşte cam arkasından görür, ayda bir işe açık görüş gününde ona ancak sarılabilirdi. Kapalı görüşe 3 gün kalmıştı, karısı her geldiğinde yüzünde oluşan yeni çizgileri farkedebilecek kadar dikkatle onu izler ve bir gün buradan çıkıp mutlu bir hayat yaşayacağı inancıyla hayallere dalardı. Yemekhaneye yaklaştığında havaya dağılan yağ kokusu gece gördüğü rüyanın düşüncesini zihninden silip aldı.
Kahvaltı için 25 dakika süresi, bir haşlanmış yumurtası, birkaç zeytin ile biraz da margarin istihkaki vardı. Ortamdan biraz sıcak, sudan biraz koyu çayını da alıp boş masalardan birine oturdu. Kahvaltı sırasında konuşmaz ağır ağır yemek yerdi, aslında genelde de çok konuştuğunu gören olmamıştı. Burada herkesin anlatacağı bir hikâye vardır. Kimi sırrını paylaşır, kimi dışarda ne kadar cesur olduğunu, kimi çocuğunu ne kadar çok sevdiğini anlatır, kimi de sevdiği kıza nasıl kavuşamadığını.
Kahvaltısı bitince tepsinini kirli kabına koyup avluya doğru yola koyuldu. Elini cebine atıp sigarasından bir dal aldı ve ateşledi. Hapishanede belki de özgürlüğe en yakın olduğu an, nefesi ile birlikte bıraktığı sigara dumanının avlu duvarını aşıp göğe kavuştuğunu izlediği andı. Buraya geldiği zamana dek kaç kez gökyüzüne baktım diye düşünürdü, verecek bir cevabı olmadığı için fırsatını bulduğunda başını yukarı kaldırır ve öylece kalırdı. Yağmur yağdığında avluya çıkmak yasaktı, gökkuşağındaki renkleri unutmuştu birkaç yıl içinde. Mutluluğa dair hatırladıkları unuttuklarından azdı. O yüzden hatırına gelen mutlu bir anı oldu mu hemen not defterine koşup ne varsa yazardı. Yine karısıyla gittiği bir tatilden bir şeyler animsadı. Sigarasını fırlatıp koğuşa koştu. Not defterini açıp birkaç satır yazı yazdı. Sonra durdu, başına ne geldiyse zaten böyle okuyup yazdığı için geldiğini düşündü. Cümlesini bitirmeden defteri kapadı ve yeni bir sigara yakmak için avlunun yolunu tuttu.
bugrahan 02:30 10 ağustos 2019 cumartesi
Yorumlar
Yorum Gönder
Umrumdaymış gibi yorum yapabilirsiniz