Ana içeriğe atla

ABD Dost mu? // Dünden Bugüne Türk-Amerikan ilişkileri | Siyasi & Politik


 "...Fransız, İngiliz ve Rus donanmalarının 
1827 yılında Navarin'de donanmamızı yakmasının ardından
 Batı'ya asla güvenilemeyeceğini gören
 II. Mahmut,
1830'da ABD ile Seyr-i Sefain Ticaret Anlaşmasını imzalar..."


****


 Bu anlaşma, Amerikan tüccarları ve ticaret gemilerini diğer tüm yabancı tüccarlardan daha ayrıcalıklı bir noktaya getiriyordu. Bu anlaşma ile Osmanlı Devleti'nin zaten kötü olan ekonomisi daha da dar boğaza girmiş ve bu anlaşma Osmanlı sınırları içerisinde çeşitli problemlere neden olmuştur.

 Bugünlerde olduğu gibi geçmişte de ABD ile ilişkilerde misyonerlik çok önemli bir sorun olmuştur. 1845 yılında Osmanlı sınırları içerisinde sadece 46 misyoner, 7 okul ve 135 öğrenci mevcut iken; 1890'da misyonerlerin sayısı 968'e, okul sayısı 813'e öğrenci sayısı ise 16,990'a ulaşmıştır. Bunun yanı sıra 30.000'e yakın Protestan da çeşitli cemaatler oluşturmuştur. Osmanlı, çoğu ruhsatsız açılan bu Protestan okullarını denetleyememiş, ayrıca Ermeni komitecilerin de emellerine hizmet etmesinin önüne geçememiştir.

 1895 yılından itibaren ABD, Ermeni komiteciler üzerinden Osmanlı'nın iç sorunlarına müdahale etmeye başlamış ve Amerikan Senatosu, Ermenileri himaye etmek ve Osmanlı'yı Berlin Anlaşmasının şartlarına uymaya zorlamak için Ermeniler lehine kararlar almıştır. Bununla birlikte, Ermenilerin umutlarını yitirmesi sonucu ABD'nin bu talebi, Osmanlı Ermenilerinin birçoğunun Amerikaya göç etmesiyle sonuçlanmıştır.

 Osmanlı döneminde açıkca olmasa da üstü kapalı bir düşmanlık güden ABD, Cumhuriyet döneminde biraz yumuşamakla birlikte düşman politikalara devam etmiştir.

Kurtuluş Savaşını kazanan Türkiye, ABD'nin desteğini almak ve ilişkileri geliştirmek amacıyla 1923'te ABD ile Chester Teşvikleri Anlaşmasını imzalar. Ancak buna rağmen ABD, Türkiye'nin kurtuluş senedi mahiyetindeki Lozan Anlaşmasını tanımaz. Türk Devleti'nin 1923-1927 yılları arası, Amerikan Senatosuna Lozan'ı kabul ettirebilme çabası, Amerika'nın Ermenilerle alakalı sözde eleştirilerine takılmıştır.

 Yeni Türk Devleti, kuruluş döneminde ABD ile fikir çatışmalarının devam etmesine karşılık Yeni Rus Devleti ile ilişkilerini geliştirmiştir. Türk ve Rus devletleri karşılıklı olarak ikisinden birinin tanımadığı anlaşmayı diğeri de tanımamıştır. Kurtuluş Savaşı dönemi İstiklal mücadelesinde de Rusya'dan önemli yardım ve destekler görmüştür.

 İkinci Dünya Savaşı'nın bitmesinin ardından Sovyetlerin yayılmacı politikası Türk-Rus ilişkilerini zedelemiş ve Türkiye kendisini istemeden de olsa Batı bloğuna yaklaştırmıştır.

 1947 yılında ilan edilen Truman Doktrini ile Komünizm tehdidi altındaki ülkelere 100.000$ yardım gönderilir. Atatürk ve CHP iktidarı döneminde dış politikada tam bağımsızlık ilkesi ile hareket eden Türk Devleti, DP hükümetinin başa geçmesiyle, Atatürk ve Cumhuriyet Dönemine ait ilkelere son verip Türk Devleti'ni Amerikan himayesine sokmaya başlamıştır. Truman Doktrini ile başlayan Amerikan yardımlarını Yeşil Kuşak projesi, Marshall yardımları, takip eder. Türkiye bu gelişmelerin ardından bizimle hiçbir alakası olmayan Kore Savaşına, Amerikan Kuruluşu NATO'ya üye olabilmek için 5090 vatan evladı göndermiştir.

 1973 yılına gelindiğinde CHP ve MSP ortaklığında kurulan hükümet, Türkiye Cumhuriyeti'ni Amerikan himayesinden çekip alır ve bu hükümet Amerika'nın itirazına rağmen Kıbrıs Harekatını gerçekleştirir. Amerika, Türkiye'ye ambargo uygulama kararı alır. Bunun üzerine de Türk Devleti İncirlik Üssü'nü Amerika'ya kapatır.

 1980 yılına kadar milli duruşunu devam ettiren Türkiye Devleti, Amerikan güdümündeki bir grup ordu mensubu tarafından ihtilal ile karşı karşıya kalır ve hükümet düşer. Amerika'da "Bizim Çocuklar Başardı!" manşetleri gazeteleri doldururken Türk-Amerikan ilişkileri yeniden yakınlaşır ve İncirlik Üssü Amerika'ya tekrar tahsis edilir.

 Bu zaman kadar Anti-Komünist politikalarla Türk Devletini kendi yanına çeken ABD, 1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla sağ ve muhafazakar kesim üzerindeki etkisini yitirir.

 Bu dönemden sonra Komünizm'den çıkar elde edemeyeceğini anlayan ABD politika değiştirerek NATO'ya 'diktatörlük ve terör örgütlerine karşı, demokratik değerli koruma' gibi bir misyon yükler. Lakin ortada yeterince diktatör ve terör örgütü yoktur. Amerika kolları sıvar ve bölgedeki hareket alanını kaybetmemek için yeni terör örgütleri türetir. Bu andan itibaren ortalık birden bire 'sözde' Anti-Amerikan İslami terör örgütleri ile dolar. Radikal İslam ve Ilımlı İslam kavramları Ortadoğu'ya yerleştirilir.

 Türkiye ortada dönen tuzakların farkında olduğu için hamlelerini dikkatli seçer ancak Amerika olaya seyirci kalmaz ve Türkiye Cumhuriyeti'ne 28 Şubat sürecini yaşatır. Bu tarihten itibaren sağ-muhafazakar kesim bir daha başını kaldıramayacak naraları atılır.  Bu süreçte bir grup İslami kesim, 28 Şubat baskısından kurtulmak için ABD ile yakınlaşmak gerektiğine inanır. ABD güdümlü 28 Şubat sürecinden yine ABD güdümüne girilerek kurtulma fikri doğar.

 Bu dönemden itibaren kurulan hükümetler Amerikan etkisinde siyasi hayatına devam eder. ABD artık Türk Devleti ve Ortadoğu üzerinde geniş hareket alanı bulmuştur. ABD bu dönemde kendisine karşı gelecek hiçbir siyasi ve politik güç olmadığı için rahatça hareket eder. Irak'ta başlayan işgaller ta Fas'tan Suriye'ye kadar uzanır. Parçalanan Irak ve Suriye'nin kuzeyinde şimdilerde yok etmeye çalıştığımız terör örgütleri türer.

 Günümüze geldiğimizde gerek siyasi, gerek politik, gerek ekonomik olarak kendine yeni müttefikler arayan ve bu müttefiklerden fayda göreceğini sanan cenahlar bilmelidir ki; Türkiye Cumhuriyeti'nin Türk Milletinden başka dostu yoktur. Tarih tekerrür etmesiyle meşhurdur. 1827 yılında Navarin'de yaşananlarla yeni müttefik arama yolculuğumuz, 2018 yılında tekrar yeni müttefik arayışıyla devam etmemelidir.

***

Buğrahan 20:45 13.9.2018 Perşembe

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Ziyan

 Bir akşam vakti yağmur yağarken sigara yakmak üzere çaktığım kibritin alevine boyun eğen tütünün o meşhur yanma sesini duyduğumda dönüp dolaşıp geldiğim yerin ziyan olduğunu bir kez daha anlamıştım. Lakin ilk dumanla birlikte mahcubiyet yerini bir yudum kahveye bırakmıştı. Başka hangi üç şey; bu meret ve yağmur ve gece karanlığı üçlüsü kadar keyif vericidir üzerine düşünmek gerekebilir. Neyse ki zaman bol ve bana ait, en azından şimdilik.  Hayal dünyasında yaşamaya birkaç haftadan daha uzun süre dayanamıyor, sonunda insanlara karışmak için büyük bir istek duyuyorum. Benim için insanların arasına karışmak eski bir arkadaşım ile görüşmekten ibarettir. Beni tanıyanlar için bu şaşılacak şey değildir. Hayallerim, insanlarla kucaklaşmak isteyecek kadar mutluluk getirdiğinde bir şeylerin yanlış gittiğini anlarım. Çünkü gerçekte, yalnızca hayaller veya yalnızca ben varım. Gerçekler ve hayaller arasındaki perde bazen öyle belirginsizleşir ki, benim olmadığım tarafın sahi olduğunu ke...

Aradıklarım ve Beni Arayanlar

 İstediklerimin gerçek olmaması beni, olanları istemeye zorladı. Biraz üzerine düşününce ne istediğim ve ne olduğu konusu bir kaldıraca benziyordu. İstediklerim mi olmayacak şeylerdi yoksa olmayacak şeyleri isteyen mi bendim? Bu iyi, bir o kadar da kötü bir durum. İstediğim takdirde tüm suçu dünyaya atabileceğin gibi istersem her şeyin mesulü olarak kendimi görebilirim. Tabii bunun hiçbir önemi yok, çünkü ben suçlu aramak istemiyorum. Birisi bana suçlu aramadığını söyleseydi onun en büyük suçlu olduğunu söylerdim. Bu yüzden bu durumu ancak masumiyetime inanlara söylerim. Masumiyetime inanan birisi ne kadar sağlıklı düşünebilir diye de sormadan edemiyorum kendime. Hangimiz ne kadar masum olabiliriz ki; benim masum olduğuma birisi inansın. Masumiyet konusu da göreceli bir mefhum sanırım. Her şey kendisinden beklendiği kadar masumdur. Bir bıçaksa elinizdeki, kayalara zarar verme konusunda masumdur. Ya da bir kayaysanız size zarar veren şeylerin listesinin çıkardığınızda ...

Başlangıç

Uyandım. Gözlerimi ovaladım. Kaşındım. Üzerimdeki battaniyeyi ayak uçlarımdan yere ittim. Sol tarafımdaki sehpanın üzerinden telefonumu elime aldım. Önce gece modunu kapayıp ekran parlaklığını arttırdım sonra wi-fi'yı açtım. Telefonu yatağın üzerine bırakıp banyoya gittim. Havalandırma penceresinden içeri süzülen güneşin vurduğu aynadan, yüzümü baktım. Saçlarımı karıştırdım. Çeşmeyi açtım sıcak suyun gelmesini bekledim. Abdest aldım ve banyodan çıktım. Oturma odasına gidip sabah namazını kıldım. Namaz bitince tesbihat yapmadan oturduğum yerden kalkıp odama doğru yürüdüm. Odamın kapısını açtım, barfiks çubuğunda kendimi yukarı çektim birkaç kez. Bilgisayar masasının üzerindeki su şişesinden iki yudum alıp yatağa yöneldim. Sabah uyandığımda yere attığım battaniyeyi toparlayıp katladım, yastıklarımı da yerlerinden kaldırıp birbirine vurdum. Yatağın üzerindeki telefonu elime alıp sandalyeye oturdum. Sosyal medyaya girdim, Twitter'da günaydın tweet'i attım, ınstagramda storyleri...