Genç adam günün ışımasıyla gözlerini açtı. "Neredeyim?" diye sordu kendi kendine. Evdeydi. Aylardır hapishanede başlayan günlerden bir alışkanlık bu. Hapishane günlerinde güneşin doğuşu, gardiyanın çelik kapıya vurduğu copuydu. Koğuş kalk! Her sabah sıraya dizilen mahkumlar ve onları ikişer ikişer sayan gardiyanlar. Sağına baktı adam, yanında yatan yalnızlık değildi. Battaniyesi göğsüne kadar çekilmiş, saçları birbirine karışmış, nefes alıp verişini hissettiği karısıydı yatağı paylaştığı. Derin bir nefes aldı saatine baktıktan sonra. Saat sabah sekiz, akşama kadar emniyetteydi adam; çünkü teamül gereği polis gündüz vakti baskın yapmazdı eve. Uyuyan eşinin yanağına bir öpücük kondurdu ve yatağından kalktı. Mutfağa doğru yürüdü, yolda koridor aynasında saçlarını düzeltti. İnsanın sabahlara özgür uyanması ne büyük nimet. Birinden kaçmadan, sürekli arkanı kollamadan sokaklarda yürümek ne büyük huzur. Adam, yürürken sokaktaki her ayrıntıya dikkat ederek yola devam etti. Penc...